destek@esraoskay.com | Sık Kullanılanlara Ekle              
<@NA SAYFAYA DÖN
www.esraoskay.com KIYIYA VURMUŞ HERŞEYİ YAŞATMAYA ÇALIŞIR
 

A.Esra OSKAY'ın makaleleri

parser, doğal dil işleme, chatbot, doğal dil anlama ve cevaplama, yapay zeka,derlem, sanal sohbet
 A. Esra OSKAY'ın yazıları
  UMUDU ARAYANLAR
Bir iken iki, iki iken üç olduk. Böyle çoğaldık, arttık yaşama katıldık. Bir umuda bir hedefe koşmak için. Yarının umudunu doğudan güneşin belirlenmesiyle yaşadık. Doğuya sevgi duy¬duk, yarınlarımıza aydınlık yönü olduğu için.
Geleceğe koştuk. Doğduk, doğurduklarımızı koşuşturduk. Her günün aynı olacağına nasıl da ümit bağladık. Sanki hiç kop mayacak belimizdeki deri kemer gibi. Yuva kurduk, neşemizi dünyaya getirdiğimiz bebeklerimizle bulduk. Ninnileri sıraladık, annemizden duyduklarımızla. Öğrendiklerimizle bebeğimizi be¬şikte olmasa da kucağımızda, dizimizde ayağımızda salladık. Süt vermek için geceleri gündüz eyledik. Bir umuda bir yarına... Belki de meçhul aleme... Yavrularımızı bağrımıza basarken "benim" demeyi bize çok görecek zamana nasılda yenik düştük... Sıcak yatak yerine kırık ranzalara, kirli yorganlara gönderdik. Çocuklarımızı, geleceği¬mizin seslerini...

yıldızları yorgan, kara bulutları yastık yaptık. Canımızdan kopan, köprü altında yatan yavrularımıza. İttik fazlalık geldiler. Vücut ağırlığımızdan da ağır daha ağır geldi minik bebeleri¬miz... Yada elde olmayan nedenlerle ayrıldık. Alın yazgısıyla bı raktık onları koca dünyaya. Yollara kara gecenin sessizliğine, kurtların sofrasına...
Yalnızlığa itilmiş parlak gözler bir umut bir sevgi arıyor. Bir kadın eli istiyor. Anne olma tadında başını okşayacak. "Adamım ne haber" diyecek bir baba sesi arıyor bu çokluktan tekliğe dö¬nen yavrular umutevinde...
Gördüğüm gözler ışıl ışıldı. Yüzleri kirli olsa da bir saflık vardı tenlerinde. Titrek elleri, düşüncelerini donduran maddele¬riyle kimi ana baba kimi bir yuva arıyor. Umutevi nin konukla rıı...
Bu konukevi nin adı; Umutevi. Ne yazık ki umut verecek bir atmosferi duyumsayamadım. Yan resmi kurum destekli. Temiz¬likten uzak ve bakımsızdı. Ev havası verilmemişti. Hayırsever¬lerin yardım etme şansıyla bekleniyordu. Bir çare bir umut bir sıcak çorba...
İçten yardım edecekler az sayıdaydı. Yada zor anda bulunul¬duktan sonra onlara uğrarız düşüncesindeydiler. Nasıl darda ka¬lınca halimize şükür etmeyi hatırlarız ya. Umutevi konuklanda öyle bir hatırlama zamanını bekleyen belirsizlikte...
Konuklara merhaba dedim. Çatık kaşlı asık suratlarla merha¬ba dediler.İsimlerini sordum. Tanışmak istiyordum, dehşetle ba
İçiyorlardı. Caner adındaki çocuk (on iki yaşında) bana dolabını gösterdi. Dolabının çelik olmasına rağmen kapısı kırıktı, yinede kilidine anahtar kullanıyordu. Dolabının üzerinde kırmızı bir la¬le resmi vardı.
-Ne güzel bir resim sen mi yaptın?
- Evet... Ben çiçekleri çok seviyorum. Sana veremem. Yeni¬
sini de yapamam Bırak da kağıda resim yapalım, çiçek alacak
paramız yok. Ben ilk kez bir çiçek resmi yaptım o da Hülya
için...
- Hülya kim?
- Sevdiğim kızdı. Terketti beni. Onu bulursam öldüreceğim,
öldüreyim değil mi?
Konuyu başka sorularla değiştirmeye çalıştım. Yılana sanlı bir keskin bıçak resmini gösterdi. Koluna sevdiği kızın adını yazmıştı. Onu ne kadar çok sevdiğini bana kanıtlamak istiyordu.
- Yaşam nasıl gidiyor ?
- Sana göre hayat nasılsa bize göre de öyle iyi dediler...
Dolaplarından kesici aletleri çıkarıp gösteriyorlardı. Her bi¬rinden benimde kız arkadaşım var sesleri geliyordu. (Böyle kah¬raman olduklarını) belirtmek istiyorlardı. Dolap içi malzemeleri beni korkuttu.
- Neden bu tür araçları burada saklıyorsunuz ?
- Tabii ki seni kollayan biri vardır. Bizi koruyan yok. Bunlar
annemiz babamız...

Kesici aletlere bile anne özlemi duyduklarını gösteriyorlardı. Arkadaşı onu vurduğu zaman annesi kızamazdı. Anneleri baba¬lan gibi koruyucu, nesneleri yanlarında bulundurmak inancın-daydılar.
Hatıra defterlerini göstermek istediler. Caner sıralamıştı. Ya¬renine sevgi dolu, aşk dolu çocukça duygularını. Dündeki yara¬lan sızıdaydı. Bilinçaltlan doluydu. Anlatmak, konuşmak hay¬kırmak istiyorlardı. Dinleyenleri yoktu. İlgi istiyor öneme alın¬mak istiyorlardı.
Erol yaklaştı;
- Sen ne istiyorsun bizden, ne söyleyeceksen söyle ve git de¬
di...
Odalarda sekiz kişilik ranzalar vardı. Kırık ve döküktü, hava-iizdı. Hiçte evimizin sıcacık yatağına benzemiyordu. Sorduğum sorulara sitem dolu yanıtlar alıyordum.
- Rahatmısınız burda?
- Sen nasıl rahat edebilirsen bizde öyle rahatız...
Yosun gözlü küçük bir çocuk, kucağında küçük kurt köpeği¬ni seviyordu. Bana çok kötü bakıyordu. Köpeğine evlat adını koymuş. "Evlat ne haber" deyip duruyordu. Biri başına battani¬yeyi çekmiş. Uyuyor gibi bizi dinliyordu.
Arkadaşınızı rahatsız etmeyelim. Bakın uyuyor. Ben gideyim dediğimde öfkelendiler. Caner "Sende iğrendin bizden değil mi?" Gitme dur biraz daha dediler. Kurt köpeğini seven yosun gözlü çocuk da yanıma geldi. Gitme kal der gibiydi...

Konukevlerinin bölümlerini beraber gezdik. Sağlık koşulla o yaş çocukları için uygun değildi. Mutfak ve lavabolar oldukç kirliydi. Hiç de ev temizliği yoktu. Balkona çıktık.
Gecenin karanlığında bana bir bardak çay getirdiler. Çay ba
hane benimle sohbet etmek istiyorlardı. Hepsinin bakışlarında
korkuyordum. Düşmanca bakıyorlardı. Ama bendeki sevgi yükü
öyle çoktu ki, onlara yetecek kadar da büyüktü. Zaman gerekliy
di. Sevgimi yansıtacağım inanandaydım.
Bana gökyüzündeki yıldızlara bakmamı istediler...
- Ay ve yıldızları hiç ağlarken gördün mü? j
1
. -Ya kara bulutlan?
- Güneş sana hiç küstümü?
- Göremezsin çünkü sen hiç yürekten ağlamadın değil mi?
Bende ağlayabilen, acılan yüreğimin derinliğinde özünden yaşayan duygulara sahip olduğumu söyledim. Ne anlatıyorsam gülüyorlar, alaylı tavırlar takınıyorlardı.
Caner sordu:
- Sen ne zaman annene anneciğim dedin?
- Anneme ihtiyaç duyduğum anda. Bazen de uzakta olunca
hasreti yaşadım...
- Seni kucağına aldı mı? Ağladığında göz yaşını sildi mi?
- Sorunumu açtığım zaman evet...
- En çok neyi kıskanırsın? O na sahip olmak istersin?

-Ben yaşamımda en çok kitap okuyanları kıskandım. Daha çok kitabı ben okumalıyım diye yarıştım.
Yine bana güldüler...
Bir yemek tenceresinden çıkan yemek buharının kokusunu dahi bilmez kıskanmazsan sen bizleri ne anlarsın, dediler.
Öyle aç, öylesine doyurulmamış duygu kavramları vardı ki bunların dolma zamanını geçmiş gibi düşündüm. Bu ancak geli¬şim zamanında aile içinde alınabilirdi. Onların bu denli aç duy¬gularına karşı... İçinde bulunduğum durumdan utandım. Ne on¬ların ne de benim yaşam şeklimizi seçme hakkımız yoktu. De¬ğiştirme hakkına da sahip değildik. Zaman, şans ve kaderdi. Oy¬saki dünyaya hepimiz canlı olarak melek yüzlü annelerimizin dokuz aylık misafiri iken, aynı çığlıkla merhaba dedik. Annemi¬zin ya ilki, ya ikincisi ya da sonuncu bebekleri olarak gelmiştik. Seçme hakkı verilseydi. Kaçımız şimdiki yaşamına evet derdi. Kim garibanlığı, fakirliği, çaresizliği en zoruda kaybolan umu¬du yakalamayı isterdi...
Caner gözlerime bak beni dinle dedi:
- Zengin bir babanın oğlu iken bir sabah uyandığımda fakir kimsesiz çaresiz beton taş yığınlarıyladım. Hiçbir şeyim yoktu. Önümde annemin, babamın, kardeşimin cesetleri çıkarılırken ben o an kaybolmuştum sizlerin arasından. Günlerce boş göz¬lerle dolaştım. Issız taş yığınlı savaş yaşamış şehrimde. İlk açlık hissimde annemin mercimek çorbasının kokusu burnumdaydı.

Ben çorba yerme çöplerden yiyecek buldum. Arkadaşlarımda yoktu. Benim artık arkadaşlarım sesiz yollar, ağaç altlarıydı.
Yağmur altında kaldığım o geceyi unutamıyorum: Nasıl da ıslanmıştım. Annem olsa babama kızardı: "Neden çocuğu ara¬bayla almadın." Köprüaltında bir kuytu köşeye çekildim. Üşü¬yordum. Annem, kuş tüylü yastığım hayalim. Gazete kağıdı ise . yorganım olmuştu.
Annemi o gece rüyamda gördüm. Elinde yastığım vardı. Ba¬na yanıma gel diyordu... Uyandığımda annem yerine ayaz sert kış mevsimi soğuğu vardı. Anneme gitmeliydim... Ama gideme¬dim...
İlk kahvaltımı günler sonra yapıyordum. Az ileride benimle birlikte geceyi geçiren bir arkadaş, beş zeytin tanesi ile geldi. Kuru ekmek parçası ile kahvaltı yaptık. Rüyamdaki annemi ai¬lemi çok özlemiştim. Yarınım yoktu! Umudum yoktu.
O gün rüyanın etkisiyle yolda yürüyen anne ve çocukların el¬lerini ayırmayı hep istedim. Boşluğa doğru yürüyordum. Gelin¬cik çiçekleri ile dolu bir bahçe gördüm. Gelincikler annemin du¬dağının rengindeydi. Annem için toplamak istedim. Ama anne¬ciğimi topraktan sevecek mezarlığı dahi yoktu... Gelinciklerle dolu bahçenin altını üstüne getirdim. Annesizliğin inadına çi¬çekleri köklerinden söktüm. Onlarda annesiz kalsınlar acı çek¬sinler, diye.
Boş tarlaya uzandım. Taşlarla boğuştum... Taşlan kaldırıp fır¬lattım... Bağırdım...

Anneeeeeee anneeeee anneeee diye...
Baba babaaaa ya sennnn. Kardeşim bari sen kalsaydın. Ner-desiniz nerde?
Bir taş parçasını kafama vurdum. Gelincik rengi akıyordu ka¬nım. Göz yaşlarımla toprağa annemin yanına gömüldü... Ailemi aradım. Aradım bulamadım... İşte o gün kabullendim yalnızlığı¬mı...
Benim gibi olanlara arkadaş, olmayanlara ise nefret duydum. Kötülüklere yanaştığımda ise annem "şiiştttt dur ayıp" diyor eli¬mi tutuyor...
İşte ben artık hiçim, yalnızım, umutlarım, yüreğim, hiçlerle biten yarının yokuşuyum. Ben bir sokak ÇOCUĞUYUM...
A. Esra OSKAY

Ana Sayfa - İrtibat

Site Tasaımı: 2004(c) İsmail Dülger
Bu site en iyi 1024x768 piksel çözünürlük, IE.5.0 ve üzeri tarayıcıda görünmektedir.
BİNLERCE KİLOMETRELİK BİR YOLCULUK TEK BİR ADIMLA BAŞLAR