43-TEKNOLOJİ Mİ BİZİ, BİZ Mİ TEKNOLOJİYİ KULLANIYORUZ?

Zamandan kazandık, saatleri biriktirdik, kimi zaman kullanabildik, kimi zaman, “Nasıl olsa vakit var!” Diyerek tembellik neymiş onu öğrendik! İki parmakla, metal tuşlarla, dostta, arkadaşa, yakınlara, anne-babamıza seslenmeyi öğrendik; artırdığımız zamanda! Kalemler el aradı biz klavyenin tuşlarıyla yetindik. İki parmakla dokunduk sevdalara, arkadaşların hüznünü dinledik, dostların özel günlerini kutladık! Resetledik duyguları, sevgileri sembollerle, yapay metal kaplama gülüşlerin ifadeleriyle anlattık! Konuşmaz olduk, dündeki sevgileri üzerimize güldürdük!

Dijital ortamlarda vurulduk, sıcaklığı, insan sevgisini, dowloand yapıp masa üstüne aldık, çıkardık içimizden barışı, italik yürüyüşlü, bold bakışlı; “Biz” olduk! Arkadaşları simge küçültmede bekletip, unuttuk! Sevgileri yüreğimizde gezdirirken unuttuğumuzda manzaralı mouasepad ‘la dolaştırdık. Menekşe, sardunya kokulu saksıları devirdik; alt+f4 le kapatıp shift'le değiştirip, perde açarmış gibi yeni pencere açıp her şeyi unuttuk! Yapay sevgilere tutunup, doğal sevgileri geri dönüşüm kutusuna gönderdik; Çocukluğumuzu, gençliğimizi unuturcasına tüm düşünüp üreten belleğimizi enter e değdirip, delete ettik(!) Toplum bizden iş istedi, iş verimimizi kaybettiğimizi anlamayacak kadar yoğun, yorgun olduk.

Düşüncelerimiz dondukça, sevilerimizde gelişmedi; her şey eksik kaldı, duygulara travma geçirttik, tarumar ettik.. İşte bu durumları teknoloji güzelliğinin yan etkisi ile sağladık! Yaşamı kolaylaştırdık, zaman dan kazandık, öte yandan en kıymetli değerlerimizi, organlarımızı işleme almayı erteledik, dondurduk. Teknoloji bize iyilik mi, kötülük mü etti? Okuduğum bir dergi de; Prof. Dr. İsmail Duman'ın bir sözüne göre teknoloji, çok farklı şekilde yorumlanmıştı: "Bilim fakir oğlan, kapital de zengin kızdır. Bunların aşkından doğan gayri meşru çocuğa teknoloji adı verilir.".. Elbette çağdaş yaşamın deryası teknoloji, gelişimlerinin faydasını, dünyayı avucumuza iki parmağımız yardımıyla sağladı. Teknoloji gelişimiyle ürün oluşuyor ve daha yararlı hale geliyor. İnsanlar paylaşımı bilgisayar ağlarıyla sağlıyorlar. İnsanlar eskisi kadar yorulmuyor ve rahatlamış oluyorlar. Keşke, bu rahatlık ve kazanılan zamandaki süreci yine düşünme ve yaratma projesi ile beynimizde canlı tutabilsek! İşimizin kolaylığında; canım organlarımızı durdurmayı alışkanlık haline getirdik. Ve tek tek duygular terk etti, içimize sahte simgeler yerleşti! Emekçi, olmak onurunu yaşamayan bir gençlik oluşturduk. Kısa yoldan kazanç sağlama alışkanlığını kazandırdık. İşsizlik, enflasyon oluştu. Başkasının sırtından çıkar sağlama zayıflığı oluştu! Dikkat ve algılama yeteneklerini iptal ettik.. Teknoloji, getirisi kadar götürüsü de olan, KDV gibi bizi yaraladı... Çocukluğumuzu düşündükçe yüzümüz güldü! Çocukluğunuzdaki içten sevinçlerin hangisini çocuklarınıza verebildiniz? ... Çocukluğumuzdaki oyunlarda takılı kaldık, çocuklarımıza ise; tetrisi, bilgisayarı, hamburgeri, MTV yi, interneti, cep telefonunu, hesap makinesini verdik.. Düşünüp, yaratıcı olmalarını engeldik. Sanki; “Sen dur, düşünme ben senin yerine düşünürüm, iki parmak bir tuşla hallederim; sorunları” Dedik. Çocuklarımızın üretmelerine engel olduk! Evden arabaya kadar ne yürüdülerse; ayaklarının toprağa değmesine bile izin vermez olduk! Bağışıklık (immun) sistemlerinin gelişmesine, mikroplarla vücutlarının savaşmasına, tabiatla iç içe olmasına bile izin vermeden aşıladık çocukları; Hepatit A-B-C ve Beta ile! Bahçelerde küskün kaldı ağaçlar, tırmanılmayı, ağaç kabuklarından dizleri sıyrılan çocuklara, yaralarına ve kabuk bağlanması gereken ağrılarının görselliğini dahi çok gördük!. Varsa yoksa ekran; “Arkadaşın,dosttun” Dedik, attık çocukları çimentolaşmış duygusuz evlerin, sanal merkezlerin ortasına!.. Dershane reytinglerini takip eder, taban puanları hesaplayan birer test uzmanı yaptık, çocuklarımızı! Ve tatminsizlik sevgisizlik diz boyunca yükseldi. Her şey belki edinildi ama mekanik duygularla; canım, sade sevgimizi yitirdik!!! Mahalledeki aşklar bitti, sütçü, bozacı sesleri duyulmaz oldu.. Komşu kızına sevdalanan, karşı mahallenin çocuğuna ne kızabildik ne de biz balkondan komşuya selam verebildik.

Bir postacı heyecanı vardı, onu da postacının elinden aldık! Mektuplar bitince; duyguları en iyi ifade etme rahatlığı da kayboldu! Kapı zilindeki postacı hissi; e-mail heyecanını vermez oldu!. Şöyle yazılacaktı ki saatlerce mektup; gözyaşlarının lekesi ile mürekkepli parmak iziyle; sevgili karşıdan duyumsayacaktı, sevgiyi, aşkın kokusunu! Tuşlarla yazılınca ne sevginin kokusu var ne de parmakların izi! Oynadığımız saklambaç, dokuztaşlar da yürüyen, koşan ayaklarımızdı. Şimdi çocuklarımızın parmakları koşar oldu. Teknoloji güzelliğini yaşarken çekilmişiz bir köşeye; anti sosyal olmuş, sosyal yalnızlığı tercih edip, elimizi, ayağımızı çekmişiz hayattan! Ne tabiatın kıpırtısı var yüreğimizde ne de dostların sesi kulağımızda!! Mekanik arkadaşlarla yaşamaya alışır olmuşuz! Biz mi teknolojiyi kullanamadık yoksa teknoloji mi insanlığımızı öldürüyor? İsterseniz suçlu aramaya çalışmadan herkes şöyle bir kendine gelmeli ve teknolojinin duygularımıza, duyularımıza girmesine set çekmeli. Sevgilerin kaybolmaması, gerçek masum dostlukların varlığı için; yaşamı yaşayarak, öğrenerek, olgunlaşarak deneyim kazanmamız ve yaşadıklarımızdan ders alabilmemiz için herkesin kendisine çeki düzen vermesi gerekmektedir! Aslında teknoloji kolaylığının yanı sıra yitmek üzere olan, kayıp, yanan kuşağın; elinden avucundan süzülüp gitmişinin ve bir daha kendisinden haber alamayacağımız; (dünümüzün, çocukluğumuzun), sevinçlerimizin son haberidir, bu yazılanlar!! Gerçek yaşanılan hayatın masalıdır. Ve kaybettiğimizi bile bile yaşanılan mekanik sevdaların inadına, kollarını kucağını sonuna kadar açan sevgi kalbimizin, duygularımızın son sesidir!

Teknoloji yi zaman kaybını önlemek için kullanırken, kalan zamanı da yok etmeden insanlığımızı ayakta tutabilmeyi de başarmamız gerekir.. Yoksa teknoloji içselliğimizi de ele geçirecek, haberiniz olsun!...A.Esra OSKAY