Lübnan Cumhurbaşkanı M.Emile Lahoud , Birleşmiş Milletler (Çocuklara Yardım Fonu) UNICEF'in Lübnan'daki en üst düzeydeki büyükelçisi Ekrem Birerdinç'e, başarılı çalışmaları nedeniyle onur ödülü verdi.
                  |<<<@na sayfaya dön |      | Esra OSKAY'ın şiirleri | Esra OSKAY'ın makaleleri |      | Sayfa Sonuna Git |

              ÇORUMLUYMUŞ! YÜREĞİ GÜNEŞTE!!

       Yazılarımı satırlara döktüğüm, dizeleri şiir ırmağına yolcu ettiğim günün akşamında kendimi dışarı attım. Ayaz soğuğun da Ankara da yürüyorum. (gözlemleme dürtüsü ile içiceyim).. Ankara’ nın en kalabalık caddesi, Kızılay semtinde; insanların soğuk havada, elleri dolu ,bellekleri yoğun, yorgun benliklerini gözlüyorum.. Her kes alışveriş yapma telaşında, eve bir an önce ulaşma çabası ile ,koşuşturmada.. Vitrinler renk renk indirim kuponları ile göze çarpıyor.. Kimi önünde küçük bir stand kurmuş; kuru çıtır simit, selpak mendil, çocuk oyuncakları,kağıt mukavvalar üzerinde eşofman takımları,bayanların vazgeçemediği imitasyon takılar.. Ve buna benzer ucuz denecek ihtiyaç eşyaları satıyorlar.. Gözleri zabıta memurundayken bağırıyorlar: ‘’ Buyurun , ablaa, abiii’’ Tuna caddesindeyim, Yüksek sesli bu insanlara dikkat etmemek mümkün değil! Hele de ben gibi duygusal biri için...O an düşündüm; Kimisi üç beş kuruş için, evine, çocuğuna bir şeyler almak için avaz avaz bağırıyor,soğuk kış akşamında.. Kimi ise şans eseri yakaladığı hiç de emek dökmediği hoyrat ca yaşadığı yaşam şeklinde! ‘’’Yaşam şeklilerindeki bu çelişkiyi çözemedim gitti. Kimi paraya pul demiyor, kimi de para için canını,ruhunu,yüreğini hatta onurunu feda ediyor..’’ Aslında bu ara sokakta gezerken, ihtiyacım olmasa da her birinden bir şeyler almak istiyorum.Birkaç stand ortasında biri dikkatimi çekti. 185 boylarında, yakışıklı,temiz giyimli; bardak,kaşık, gümüş kondol satıyordu. Yaklaştım ve ürünlere baktım... Bakıp ta ilgilenmiyormuş gibi olmasın diye, kupa bardak fiatını sordum. Satıcı hangisi diye sordu ve elimden aldı bardağı inceledi ,fiatını söyledi.. Bardağa dokunarak inceledikten sonra parasını söylemesi ilginçti.Aynı şekilde başka ürünleri de sordum; aynı şekilde dokunarak ürün hakkında bilgi veriyordu. Yanındaki satıcı işaret ederek görmediğini söyledi..      
       Türkçe yi çok güzel kullanıyordu,çok nazik satıcı içimi buruklaştırdı.Akşamın biten heyecanından sonra,karanlığa teslim olmadan eve gitmem gereğinden dolayı, ayrılmak zorunda kaldım, bir şey de alamadım. Çok etkileyen bu satıcı ile konuşmak istiyordum. Bir gece boyunca hep düşündüm; ruhumu elem sardı,düşündükçe,kalbim ağrıdı ,yazdım sayfalar dolusu yazıları... Şiirleri ağlattım mısraları,yatırdım yüreğime;yazdım gerçek hayatın lekelerini...(bu kadar da duyarlı olmak iyi olmuyor,hüzne boğuyor beni..) Ertesi gün aynı caddede yürüyorum. Ve yine şık giyimli bardak satan satıcıyı gördüm yanına gittim önce birkaç şeyin fiatını sorup ve hemen aldım. Sonra yanından ayrılamadım. Buyurun başka isteğiniz var mı? Dedi.. Kendimden söz ettim ve onu tanımak istediğimi belirtim. Öyle yürekli, onurlu ve kişilikli tavrı ile başladı ki, kendini anlatmaya yanımda olmanızı isterdim! Gözlerini daha beş yıl önce ‘’Behcet hastalığı’’ nedeniyle kaybettiğini, eğitimli oluşunu (konuşma tarzından,kullandığı kelimeleri anlamında ve yerinde kullanmasından belliydi.)Çaresiz kaldığından ailesi ve kendisi için kısaca bu yapay yaşam için bu yoldan çalışması gereğini belirtti. Çorum luymuş! Parmağındaki alyansı ile sorumluluğunun olduğunu anladım, Evliymiş, beş yaşında Baran adında bir oğlu varmış. Konuşurken O nu incitmemeye çalışıyor,Acaba özeline girmemle onu üzdüm mü diye düşündüğümü söyledim... Asla rahatsız olmadığını anlattı. Yaşama dair konuştuk biraz, ayak üstü;güneşe kapanan gözlerinin kompleksi yoktu,yürekli, gelişmiş ufuk rengi ile sanki yıllarca beni tanıyormuş gibi sıcak dost güzelliğinde anlatıyordu,yaşamı!! Nice babaların gözleri görme kaybı olmadan çirkinlikleri yaşadıkları ve çocuklarının olduklarını unuttukları, eğlence mekanlarında boş zamana kürek çektikleri durumunda, Yusuf KILIC ın bu yaşamla mücadelesi örneklenecek kadar mükemmeldi. O da kaderine küserek, engelli diye köşeye büzülüp kalabilirdi. Veya görme kaybında diye insanlara karanlık dille yaklaşabilirdi. O da içindeki sevgisini satıcı olma onuru ile emek zaman vermeden başkalarının sırtından geçinebilirdi.Ve hatta nice eli ayağı sağlam, gözü gören insanların baba parası ile geçindiği gibi; yan gelip yatabilirdi. Ama o onuru ile,yüreği ile, eğitimli haliyle ile kaldırımlarda; Çankaya belediyesin den olur alarak, karanlık dünyasında ışık verecek bir yudum içeceklerin bardağını satıyordu... Yusuf KILIC ı tanıdığım günden beri yazılarımda daha bir kızgın kelimeleri kullanıyorum; kıraathanelerde zaman tüketen erkeklere!Başkalarının emeğine göz koyan çaresizlere! Üretmeden hazır tüketici olanlara!Kazanma gururunu yaşamadan tadan babalara,eşlere ve hatta çocuğunun ekmek parasını, çirkinlikte savuran erkeklere daha bir kızıyorum!! Beni etkilediği kadar, onları da yani vurdumduymaz gözleri, çapkınlıkta boy gösteren erkekleri de etkileyeceğine inanıyorum..
        Tuna caddesinde ki Yusuf Kılıc ın hayatı kapalı gözlerinde zor olsa da, çocuğu ve eşi için güneş yüreğinde kırmızılığında parlıyor.. Tuna caddesine yolunuz düşerse benden de Yusuf KILIC a güneş demetinin sevgilerini veriniz...

A.Esra OSKAY

             | <<<ana sayfaya dön | sayfa başınadön | irtibat |
Telif Hakkı©2005
www.esraoskay.com   'a aittir.
  Son Güncelleme:20 Mart 2005