|
Yazılarımı satırlara
döktüğüm, dizeleri şiir ırmağına yolcu ettiğim günün akşamında kendimi
dışarı attım. Ayaz soğuğun da Ankara da yürüyorum. (gözlemleme dürtüsü ile
içiceyim).. Ankara’ nın en kalabalık caddesi, Kızılay semtinde; insanların
soğuk havada, elleri dolu ,bellekleri yoğun, yorgun benliklerini
gözlüyorum.. Her kes alışveriş yapma telaşında, eve bir an önce ulaşma
çabası ile ,koşuşturmada.. Vitrinler renk renk indirim kuponları ile göze
çarpıyor.. Kimi önünde küçük bir stand kurmuş; kuru çıtır simit, selpak
mendil, çocuk oyuncakları,kağıt mukavvalar üzerinde eşofman
takımları,bayanların vazgeçemediği imitasyon takılar.. Ve buna benzer ucuz
denecek ihtiyaç eşyaları satıyorlar.. Gözleri zabıta memurundayken
bağırıyorlar: ‘’ Buyurun , ablaa, abiii’’ Tuna caddesindeyim, Yüksek sesli
bu insanlara dikkat etmemek mümkün değil! Hele de ben gibi duygusal biri
için...O an düşündüm; Kimisi üç beş kuruş için, evine, çocuğuna bir şeyler
almak için avaz avaz bağırıyor,soğuk kış akşamında.. Kimi ise şans eseri
yakaladığı hiç de emek dökmediği hoyrat ca yaşadığı yaşam şeklinde!
‘’’Yaşam şeklilerindeki bu çelişkiyi çözemedim gitti. Kimi paraya pul
demiyor, kimi de para için canını,ruhunu,yüreğini hatta onurunu feda
ediyor..’’ Aslında bu ara sokakta gezerken, ihtiyacım olmasa da her
birinden bir şeyler almak istiyorum.Birkaç stand ortasında biri dikkatimi
çekti. 185 boylarında, yakışıklı,temiz giyimli; bardak,kaşık, gümüş kondol
satıyordu. Yaklaştım ve ürünlere baktım... Bakıp ta ilgilenmiyormuş gibi
olmasın diye, kupa bardak fiatını sordum. Satıcı hangisi diye sordu ve
elimden aldı bardağı inceledi ,fiatını söyledi.. Bardağa dokunarak
inceledikten sonra parasını söylemesi ilginçti.Aynı şekilde başka ürünleri
de sordum; aynı şekilde dokunarak ürün hakkında bilgi veriyordu. Yanındaki
satıcı işaret ederek görmediğini söyledi..
Türkçe yi çok güzel kullanıyordu,çok nazik
satıcı içimi buruklaştırdı.Akşamın biten heyecanından sonra,karanlığa
teslim olmadan eve gitmem gereğinden dolayı, ayrılmak zorunda kaldım, bir
şey de alamadım. Çok etkileyen bu satıcı ile konuşmak istiyordum. Bir gece
boyunca hep düşündüm; ruhumu elem sardı,düşündükçe,kalbim ağrıdı ,yazdım
sayfalar dolusu yazıları... Şiirleri ağlattım mısraları,yatırdım
yüreğime;yazdım gerçek hayatın lekelerini...(bu kadar da duyarlı olmak iyi
olmuyor,hüzne boğuyor beni..) Ertesi gün aynı caddede yürüyorum. Ve yine
şık giyimli bardak satan satıcıyı gördüm yanına gittim önce birkaç şeyin
fiatını sorup ve hemen aldım. Sonra yanından ayrılamadım. Buyurun başka
isteğiniz var mı? Dedi.. Kendimden söz ettim ve onu tanımak istediğimi
belirtim. Öyle yürekli, onurlu ve kişilikli tavrı ile başladı ki, kendini
anlatmaya yanımda olmanızı isterdim! Gözlerini daha beş yıl önce ‘’Behcet
hastalığı’’ nedeniyle kaybettiğini, eğitimli oluşunu (konuşma
tarzından,kullandığı kelimeleri anlamında ve yerinde kullanmasından
belliydi.)Çaresiz kaldığından ailesi ve kendisi için kısaca bu yapay yaşam
için bu yoldan çalışması gereğini belirtti. Çorum luymuş! Parmağındaki
alyansı ile sorumluluğunun olduğunu anladım, Evliymiş, beş yaşında Baran
adında bir oğlu varmış. Konuşurken O nu incitmemeye çalışıyor,Acaba
özeline girmemle onu üzdüm mü diye düşündüğümü söyledim... Asla rahatsız
olmadığını anlattı. Yaşama dair konuştuk biraz, ayak üstü;güneşe kapanan
gözlerinin kompleksi yoktu,yürekli, gelişmiş ufuk rengi ile sanki yıllarca
beni tanıyormuş gibi sıcak dost güzelliğinde anlatıyordu,yaşamı!! Nice
babaların gözleri görme kaybı olmadan çirkinlikleri yaşadıkları ve
çocuklarının olduklarını unuttukları, eğlence mekanlarında boş zamana
kürek çektikleri durumunda, Yusuf KILIC ın bu yaşamla mücadelesi
örneklenecek kadar mükemmeldi. O da kaderine küserek, engelli diye köşeye
büzülüp kalabilirdi. Veya görme kaybında diye insanlara karanlık dille
yaklaşabilirdi. O da içindeki sevgisini satıcı olma onuru ile emek zaman
vermeden başkalarının sırtından geçinebilirdi.Ve hatta nice eli ayağı
sağlam, gözü gören insanların baba parası ile geçindiği gibi; yan gelip
yatabilirdi. Ama o onuru ile,yüreği ile, eğitimli haliyle ile
kaldırımlarda; Çankaya belediyesin den olur alarak, karanlık dünyasında
ışık verecek bir yudum içeceklerin bardağını satıyordu... Yusuf KILIC ı
tanıdığım günden beri yazılarımda daha bir kızgın kelimeleri kullanıyorum;
kıraathanelerde zaman tüketen erkeklere!Başkalarının emeğine göz koyan
çaresizlere! Üretmeden hazır tüketici olanlara!Kazanma gururunu yaşamadan
tadan babalara,eşlere ve hatta çocuğunun ekmek parasını, çirkinlikte
savuran erkeklere daha bir kızıyorum!! Beni etkilediği kadar, onları da
yani vurdumduymaz gözleri, çapkınlıkta boy gösteren erkekleri de
etkileyeceğine inanıyorum..
Tuna caddesinde ki Yusuf Kılıc ın
hayatı kapalı gözlerinde zor olsa da, çocuğu ve eşi için güneş yüreğinde
kırmızılığında parlıyor.. Tuna caddesine yolunuz düşerse benden de Yusuf
KILIC a güneş demetinin sevgilerini veriniz...
A.Esra OSKAY
|