46-ALAN DEĞİL, VEREN KAZANÇLIDIR.

Bir yanda, cav cavlı acizler baba parasında,

Bir yanda, iki kuruşa ekmek alacak garibanlar.

Çakışıyor gözlerim, allak bullak aklım,

Çelişkili hayatın adı, dert mi, heves mi ?

Yoksa kahrolası acı paraya koşmak mı?

                                   Attila İLHAN

Kaç gündür  bu şiir dolanıp duruyor dilimde,beynimin kıvrımlarında.. Bu güzelim dizeleri yorumluyorum hayat denen bulvarda; ve şairin yazarken duyumsadıklarına hak veriyor, bende kederleniyorum.

Öyle bakınca yollara, caddelere; o buğulu sözlerin sahipleri beliriyor karşımda.Yarım ağızla söylenilen laflar, ucuz kişiliklerin; ”Yaşıyoruz” deyişleri.. Kolay ünlülerin o canım önemli kelimeyi anlamadan, hissetmeden, hak etmeden savuruşları çınlıyor kulağımda;

        “Canlarım benim sizleri çok seviyorum”

   Dj.lerin, Vj.lerin “ sevgiyi” sakız ettikleri, doğayı seviyorum diyenlerin; kurmuş çiçekleri susuz bırakmaları,

   İşimi seviyorum diyenlerin işi kaytarmak için fırsat kolladıkları,

  “Çocukları çok seviyorum” diyenlerin, ne kendi çocuklarını ne de sokaktaki kimsesiz çocukları umursamadıkları,

  “Ulusumu seviyorum” diyenlerin bencil olup kendi çıkarları için yarıştıkları, dost arkadaşım diyenlerin sadece kendi heveslerini düşündükleri,

   Üreticiye, emekçiye saygılıyım diyenlerin, kaçak korsan cd., kitap alışları ve korsan kişiliklilerle dost oldukları,

   Humanistim diyenlerin; kıskançlık ve bencillik ırmağında sörf yaptıkları geliyor aklıma, birer birer geçiyor bu insanların davranışları gözümün önünden..

Diğer taraf da ise; acıtıyor canımı kaldırımlardaki babaların önlerindeki iki üç parça satmaya çabaladıkları; selpak mendiller, masa örtüleri, çocuk oyuncakları, kağıt helva, ayakkabı bağları, tokalar, küpeler, balonlar...

Soğuk yağışlı havada, önlerinden geçen onlarca insanların gözüne bakıp alabilecekleri umuduyla, yorgun, acılı ama onurlu yaşayan az paralı insanları gördükçe üzülüyorum; bir günde ne kazanabilir ki? Akşam evine kazandıkları ile ekmek ve birkaç meyve, sebze dışında ne götürebilir? Ve bu kazançla ev kirası, elektrik, su, telefon faturası nasıl ödenebilir ki?        Çocuğunun arkadaşlarıyla aynı olan ihtiyaçlarından hangisi rahatlıkla karşılanabilir ki? İşte bu insanları görünce sıkılıyor canım! Ama onlar olabildiğince umutlu, içten ve samimi sesleri ile can bakışları ile onurlu kazanıyorlar.. Başkaları gibi kader denen şans oyununun  bingosu değiller, babalarının mirası ile de övünmüyorlar. Terlemeden sınıf atlamıyor, bol parayı saçma sapan yerlerde harcamıyorlar. Ve kendini kabuğuna sığdırmayan, doymak nedir bilmeyen aç kalpliler gibi, tatminsiz gözler gibi de, hayatı bayağılaştırmıyorlar.. Az kazanıyor, az yiyor ama çok daha doğru, onurlu yaşayabiliyorlar..!

Ve kaldırımlarda, yaşam için emek, zaman, sevgi, insanlık veriyorlar. Hak etmedikleri kazanca yanaşmıyor, yorulmadan kariyer yapmıyor, dostlarının sırtından çıkar aramıyor, baba parası ile “Adam olduk!” Demiyorlar!

Aslında kaldırımlardaki beni düşündüren bu insanlarla, hoyratça yaşayan acizler arasındaki en büyük farkın sevgisizlik olduğunu, sevgiyi tatmadan saygısızca yaşadıklarını yorumlayabiliyorum. Ve birileri olmayan sevgiyi varmış gibi gösterirken birileri de sevgiyle onurla almadan hakkıyla kazanmaya çabalıyor. İşte kimimizin geçerken önlerinden düşünemediği; ne yapar ne kazanır nasıl yaşıyorlar demediğimiz kaldırımdaki insanlar en önemlisi  almadan sevgi veriyorlar; yürekten verilen sevginin, emeğin, zamanın kazançlı olduğunu gösteriyorlar..!

Evet; yaşam denilen bu tiyatroda  alan değil veren kazançlıdır her zaman..!

                                           A.Esra OSKAY
                                           03 Aralık 2005